Çeviren: Menkıbe Çeviri Kolektifi
Bu çalışma, ulusal sorun konusunda Lenin ve Stalin arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Bu çatışmalı ilişki, Rusya'nın Ukrayna'yı işgali ve Putin'in Ukrayna ulusunu gözden çıkarmasının ardından bugün daha da önem kazanmıştır. Çalışma, Lenin ve Stalin arasındaki tartışmayı ele alıyor ve ardından ulusal kurtuluş için verilen çağdaş mücadelelere geçiyor.
Şu tuhaf 21. yüzyılda, “etnik temizliğe”, kabile savaşlarına ve murâbahacıların dünya pazarının kontrolü için kıyasıya rekabetine teslim olmuş dünyamızda, Lenin ve yoldaşlarının idealini yeniden hatırlamakta fayda var: özerk/otonom cumhuriyetlerden oluşan özgür sosyalist bir federasyon. Vladimir Ilych, 1917’den önce birçok metinde, Çarlık Rusya’sındaki ulusların kendi kaderlerini tayin etme hakları için hep mücadele etmişti. Ekim devrimcileri, iktidarı ele geçirdikten neredeyse bir hafta sonra Rusya’daki tüm halkların eşitliğini ve ayrılma hakkına kadar kendi kaderlerini tayin etme hakkını ciddiyetle tasdikleyen bir bildirge yayınladı. Sovyet iktidarı Finlandiya, Polonya ve Baltık ülkelerinin (Litvanya, Letonya, Estonya) bağımsızlığını -kısmen fiili bir durum olarak ama aynı zamanda emperyal uygulamalardan kopmak ve ulusal hakları tanımak için gerçek bir arzudan dolayı- oldukça hızlı bir şekilde tanıdı. Ukrayna’nın, Kafkasya’nın ve diğer “periferi” bölgelerin uluslarının kaderi ise iç savaş sırasında, çoğu durumda, “yerel” Bolşeviklerin zaferiyle belirlenecekti; bu zafer, duruma bağlı olarak, oluşum aşamasındaki Kızıl Ordu’nun az ya da çok yardımıyla gerçekleşecekti.
Ukrayna’ya gelince Romanovların değerli vârisi Putin, 22 Şubat 2022’de yaptığı bir konuşmada, birkaç hafta sonra gerçekleşecek olan Ukrayna işgalini meşrulaştırmak için şunları söyledi:
“Öncelikle; modern Ukrayna’nın tamamen Rusya tarafından, daha doğrusu Bolşevik, Komünist Rusya tarafından kurulduğu gerçeğiyle başlayacağım. Bu süreç fiilen 1917 Devrimi’nden hemen sonra başladı ve Lenin ile ortakları bunu Rusya’ya karşı son derece kaba bir şekilde yaptılar -tarihsel olarak Rus toprağı olan toprakları ayırarak, parçalayarak [...] Rusya ve halklarının tarihsel kaderi söz konusu olduğunda, devlet inşasının Leninist ilkeleri sadece bir hata değil, bir hatadan çok daha beterdi [...]”1
Aynı konuşmada Putin, “devrimden ilham alan iğrenç ve ütopik fanteziler” öneren Lenin’e karşı “birleşik bir devlet” inşa etmeyi amaçlayan Stalin’i tercih ettiğini açıkça belli ediyor. Vladimir Ilych’e karşı sert söylemlerini sürdüren Putin şunları ekliyor:
“Sovyet Ukrayna’sı Bolşevik siyasetinin bir sonucudur ve haklı olarak ‘Vladimir Lenin’in Ukrayna’sı’ olarak adlandırılabilir. Yaratıcısı ve mimarı oydu. [...] Lenin’in özünde konfederal bir devlet düzenlemesi anlamına gelen fikirleri ve ulusların kendi kaderini tayin hakkı sloganı, Sovyet devletçiliğinin temelini atmıştır. İlk olarak 1922’de SSCB’nin Kuruluş Bildirgesi’nde teyit edilmiş ve akabinde, Lenin’in ölümünden sonra, 1924 Sovyet Anayasası’nda yer almıştır.”2
Esasında Ukrayna “ayrılmamış”, eski Rus İmparatorluğu’ndaki İç Savaş'ta “Kızıllar”ın zaferinin ardından özerk bir ulus olarak SSCB’ye katılmıştır. Bolşevikler, Sovyetler Birliği’ndeki diğer pek çok cumhuriyet gibi Ukrayna’yı da Rusya’dan ayrı bir ulus olarak tanıdı. Putin’in bu gerici çıkışı, Lenin’in uluslar siyasetine gayriihtiyari bir övgü niteliğindedir.
1922-23 yıllarında Stalin ve o zamanlar ciddi şekilde hasta olan Lenin arasındaki çatışma da zaten ulusal sorun üzerineydi: Moshe Lewine’nin ünlü kitabının başlığında belirttiği gibi “Lenin’s last figth” [“Lenin’in Son Kavgası”]. Lenin periferik milliyetçiliklere karşı daha hoşgörülü bir tavır takınılması gerekliliğinde ısrar edip ve Büyük Rus şovenizmini kınarken, Stalin ise merkez-kaç ulusal hareketleri baş düşman olarak görüp birleşik ve merkezi bir devlet aygıtı inşa etmek için mücadele ediyordu.
Çatışma, Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin gelişmekte olan Sovyetler Birliği içindeki özerklik derecesi konusunda patlak verdi. Yerel meselelerin ötesinde, söz konusu mesele aslında Sovyetler Birliği’nin kaderini belirliyordu. Bürokratik aygıtın Büyük Rus şovenizmine karşı gecikmiş ve çaresiz bir mücadele veren Lenin, sağlığının son anlarını bu aygıtın başlıca lideri ve temsilcisi olan Joseph Stalin’le karşı karşıya gelmeye adadı. Aralık 1922’de sekreterine dikte ettirdiği notlarda, Büyük Rus ve şoven ruhu “tipik bir Rus bürokratı gibi alçak ve zorba” ve “ulusal-sosyalizm” suçlamalarını pervasızca savuran (oysa kendisi gerçek ve hakiki bir ‘ulusalcı-sosyalist’ ve hatta kaba bir Büyük-Rus kabadayısıdır)”3 malum Gürcü’nün tutumunu kınamaktan asla vazgeçmedi. Dahası, Uluslar Halk Komiseri’ni atamakta da tereddüt etmedi: “Bence Stalin’in aceleciliği ve saf yönetim sevdası, kötülüğüyle nam salmış ‘ulusalcı-sosyalizm’e karşı duyduğu kinle birleşti.”4 Gürcistan meselesine geri dönerek ısrar ediyor: “Tüm bu Büyük-Rus milliyetçi kampanyasının siyasi sorumluluğu elbette Stalin ve Dzerzhinsky’ye yüklenmelidir.” Bildiğimiz gibi “Lenin’in Vasiyeti”, Stalin’in Parti Genel Sekreterliği’nin başından alınması önerisi ile son buluyordu. Ne yazık ki çok geçti…
Stalin’in yaklaşımı temelde devletçi ve bürokratikti -devletin aygıtlarını güçlendirmek, merkezileştirmek, idari bir birliğe ulaşmak- Lenin ise her şeyden önce Sovyet siyasetinin uluslararası boyutlarıyla ilgileniyordu: “Ulusal aygıtlar ile Rus aygıtı arasındaki birleşme eksikliğinin devletimize verebileceği zarar, sadece bize değil, tüm Enternasyonal’e ve yakın gelecekte tarih sahnesinde bizi takip edecek olan Asya’nın yüz milyonlarca halkına vereceği zarardan çok daha azdır.” Dünya devrimi için hiçbir şey, “ezilen uluslara yönelik emperyalist tutumlara -küçük de olsa- kendimizin de kapılması ve böylece tüm ilkeli samimiyetimizi, emperyalizme karşı mücadelenin tüm ilkeli savunusunu baltalamamız" kadar tehlikeli olamaz.
1923’ün başlarında yeni bir darbe Lenin’i hareketsiz hale getirecek ve böylece Stalin’in parti aygıtı üzerindeki kontrolünün önündeki ana engel ortadan kalkacaktı.
Lenin’in halkların kendi kaderini tayin hakkı üzerine düşünceleri, Stalin’le olan salt çatışmanın ötesinde, ulusal çatışmalar çağında ve Filistinliler ya da Kürtler gibi günümüzün “devletsiz” halklarının ulusal kurtuluş mücadelelerinde enternasyonalist bir yönelimin tanımlanması için değerli bir pusula olmaya devam etmektedir. Devletin bölüşümü bir haktır, ancak Lenin’in ısrarla vurguladığı gibi tek alternatif değildir. Bir özgür halklar konfederasyonu demokratik bir çözüm olabilir. Abdullah Öcalan’ın Çokuluslu Demokratik Konfederasyon önerisini temel alan Kürdistan İşçi Partisi[PKK] liderliğindeki Kürt Özgürlük Hareketi de bunu savunmaktadır.
Lenin’in özgür bir Sosyalist Cumhuriyetler Birliği hayali çok uzun sürmedi, Stalin tarafından karanlık bir bürokratik diktatörlüğe dönüştürüldü. Ancak bu hayal, yine de sosyalist devrimci bir süreçte birlikte nelerin inşa edilebileceğinin bir referansı, bir örneği olmaya devam ediyor. İnsanlık müşterek bir siyasette birleşti.
1- Putin 2022
2- Ibid
3- Lenin 1922
4- Ibid
Kaynakça:
Lenin, V.I. 1922, The Questions of Nationalities of “Autonomisation” çevrimiçi olarak şu adreste mevcuttur: www.marxists.org/archive/lenin/works/1922/dec/testamnt/autonomy.htm
Putin, Vladimir 2022, Rusya Federasyonu Devlet Başkanı’nın Konuşması, çevrimiçi olarak şu adresten edinilebilir: http://en.kremlin.ru/events/president/news/67828
Kaynak: CRISIS&CRITIQUE, LENIN: A Century After, Volume 11, Issue 2, 2024.
İnsanlık tarihi, insanlığın yürüdüğü yolun anlatısıyken bu anlatıyı tek şerit yolda şekillendiren, insanlık muhayyilesini tutsak eden düşünceler sistematiği ve kapitalist modernite bu dergide deşifre olacak.